ŞUUR PROJESİ: BİR MİLLİ KÜLTÜR KÜLLİYATI MANİFESTOSU

 Dünyaya Türkçe Bakmak

Giriş:

Bizler, binlerce yıllık bir devlet geleneğinin ve sarsılmaz bir iman silsilesinin mirasçıları; Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın kalbine kadar at koşturmuş, gittiği her yere adaleti ve nizamı götürmüş kadim bir milletin evlatlarıyız. Tarihin en zorlu imtihanlarından geçmiş, nice badireler atlatmış, ancak ruhundaki o kurucu ve ulvi vasfı asla yitirmemiş olan Türk Milleti, bugün, tarihinin en sinsi ve en derin taarruzlarından biriyle karşı karşıyadır. Bu taarruz, topla veya tüfekle değil; fikirle, sanatla, müzikle, sinemayla, yani topyekûn bir “kültür emperyalizmi” ile yapılmaktadır.

21. yüzyılın bu ruhsuz ve tek tipçi dünyasında, milli benliğimiz, kimliğimiz ve en önemlisi dünyaya kendi gözümüzle bakma kabiliyetimiz, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir tehdit altındadır. İşte Şuur Projesi, bu topyekûn taarruza karşı bir direniş kalesi, bir fikri meşru müdafaa ve yeniden diriliş için yakılmış bir meşaledir.

Bugün en büyük tehlike, kendi özüne yabancılaşmış, tarihine bigâne kalmış, atasının mirasını hor gören ve dünyaya Batı’nın kirli gözlükleriyle bakan bir neslin yetişiyor olmasıdır. Batı’nın modası geçmiş, çürümüş ve insanı manevi bir iflasa sürükleyen iğrenç fikir akımları, “modernlik” ve “evrensellik” ambalajıyla ruhlarımıza zerk edilmektedir. Onların bireyci, materyalist, ahlaksız ve köksüz yaşam tarzı, bir ideal olarak sunulmakta; buna karşılık bizim aileye, imana, töreye ve vatana dayanan kutlu değerlerimiz “eskimiş” diye aşağılanmaktadır.

Bu, bir milletin ruhunu bedeniyle birlikte esir alma projesidir. Şuur Projesi, bu esareti reddeder!

Dava: Dünyaya Yeniden Türkçe Bakmak

Bizim davamız, “Dünyaya Türkçe Bakmak”tır. Bu, sadece bir dil meselesi değil, bir varoluş ve bir duruş meselesidir. Dünyaya Türkçe bakmak;

Olayları ve insanları, adaleti temel alan, merhameti kuşanan ama zulüm karşısında çelikleşen bir vicdanla değerlendirmektir.

Sanatı, sadece bir estetik zevk değil, hakikatin ve milli ruhun bir ifadesi olarak görmektir.

Siyaseti, şahsi bir ikbal kapısı değil, “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ne hizmet eden kutlu bir vazife olarak bilmektir.

Hayatı, nefsani heveslerin peşinde koşulan anlamsız bir yarış değil, iman, ahlak ve ülkü ile manalandırılmış onurlu bir mücadele olarak yaşamaktır.

Biz, Batı’nın ruhsuz bedeninden ve iflas etmiş fikirlerinden tamamen ayrılarak, kendi milli şuurumuza geri döneceğiz.

Hedef: İhya ve İnşa

Şuur Projesi, bir “Türk Milli Kültür Külliyatı”nın temelini atma hareketidir. Bu hareketin hedefi, yeni neslin ihyası ve inşasıdır. Bizim idealimizdeki Türk genci;

Fikri hürdür: Hiçbir yabancı ideolojinin, hiçbir “izm”in kölesi değildir. Aklı, sadece hakikatin peşindedir.

İrfanı hürdür: Kendi medeniyetinin irfan pınarlarından beslenir. Onun bilgeliği, imanıyla ve ahlakıyla yoğrulmuştur. Vicdanı, milli ve manevi değerleriyle aydınlanmıştır.

Hayat görüşü hürdür: Batı’nın dayattığı yaşam tarzlarını ve modaları elinin tersiyle iter. Kendi hayatını, kendi inancına, töresine ve onuruna göre yaşar.

Bu nesli inşa etmek için edebiyattan felsefeye, sanattan tarihe kadar her alanda, milli ruhu yansıtan, özgün ve güçlü eserler ortaya koyacağız. Tarihimizin ve atalarımızın bize yüklediği o büyük misyonu devralacak ve onu daha da ileriye taşıyacağız.

Ülkü: Huzurlu ve Güçlü Türkiye’den Cihan Devletine

Biz, tarihin her döneminde kurucu bir medeniyet olduğumuzun idrakiyle hareket ediyoruz. Davamız, kuru bir kavga veya anlamsız bir inatlaşma değildir. Davamız, engellere ve dayatmalara rağmen özümüzü ve varlığımızı koruyarak, milletimiz için daha kaliteli, daha huzurlu ve daha onurlu bir hayat kurma davasıdır.

Dünyaya eskiden olduğu gibi bir Türk gözüyle bakmaya başladığımızda, kendi içimizdeki huzuru ve gücü yeniden keşfedeceğiz. Ve bu sarsılmaz ruh ve şuurla, atalarımızın en büyük hayali olan, yeryüzüne adaleti ve nizamı getirecek olan “Türk Cihan İmparatorluğu” idealine doğru, kararlı ve emin adımlarla yürüyeceğiz.

Bu yürüyüş, kutlu bir yürüyüştür. Bu dava, hak bir davadır. Şuur Projesi, bütün Türk aydınlarını, sanatkârlarını ve gençliğini bu kutlu sancağın altında toplanmaya davet eder!

Son Söz: Davamızın Ruhu ve Sınırları Üzerine

Bu kutlu yola çıkarken, sesimizin sığ zihinler veya kötü niyetliler tarafından yanlış yorumlanabileceğinin farkındayız. Bu sebeple, davamızın ruhunu ve sınırlarını bir kez daha, en net şekilde beyan etmek vazifemizdir. Herkes duysun ve bilsin ki:

Bizim milliyetçiliğimiz, bir kan laboratuvarında değil, r tarih şuurunda ve bir ahlak potasında dövülmüştür. Davamız, asla ve kat’a, kafatası ölçmek, kan saflığı aramak gibi ilkel ve çirkin bir ırkçılık davası değildir ve olmayacaktır. Bizim için “Türklük”, biyolojik bir aidiyetten önce, tarihi bir misyonun, bir ahlak nizamının ve bir adalet sancağının adıdır.

“Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi” dediğimiz o büyük ülkü, yeryüzünü kılıçla istila edip diğer milletleri esir etme ülküsü değildir. Bu, Batı’nın sömürgeci ve emperyalist ruhunun bize dayattığı soysuz bir iftiradır. Bizim mefkûremiz, bir kültürel milliyetçilik ve bir medeniyet davasıdır. Bu dava, yeryüzüne adaleti, merhameti, fazileti ve düzeni, yani “İ’lâ-yı Kelimetullah” nizamını, tarihin tecrübesiyle bu vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmiş olan Türk milletinin öncülüğünde yeniden hâkim kılma davasıdır.

Bu sebeple, bu sancak adalet ve ahlak sancağıdır. Bu sancağın altında, aynı ideale baş koymuş, aynı ahlaka inanmış her ırktan ve her milletten insan için yer vardır. Bizim davamız, gönülleri ve ruhları birleştirme davasıdır. Kim ki bu kutlu ideale gönül verir, kim ki bu nizamın bir neferi olmak ister, o bizdendir ve başımızın üzerinde yeri vardır.

Bizim yürüyüşümüzde, asla kibirli bir “Türk üstünlüğü” hevesi bulunmaz. Üstünlük, ancak takvada, ahlakta ve adalete hizmettedir. Bizimki bir üstünlük iddiası değil, tarihin omuzlarımıza yüklediği ağır bir vazifeyi ve mesuliyeti yeniden kuşanma iradesidir. Biz, diğer milletleri hor görmek için değil, onlara ve bütün insanlığa, unutulmuş olan o adil ve huzurlu yaşama düzenini yeniden hediye etmek için yola çıkıyoruz.

Mesele, sadece ve sadece Türk atalarının bize bıraktığı mirasa sahip çıkmaktır. Onlar, yeryüzüne adalet ve nizam getiren bir medeniyet kurarak bu dünyadan göçtüler. Ölüm haktır, miras helaldir! Bize düşen, bu helal mirası, bu kutlu emaneti korumak, yaşatmak ve daha da ileriye taşımaktır.

Bu sebeple, bu davayı sığ ırkçılığın veya kibrin çirkin fikirleriyle kirletmeyin ve kirletmeye kalkanlara asla prim vermeyin. Bizim yolumuz, ruhun, aklın ve ahlakın yoludur.

AHMET TOSUN

AHMET TOSUN

Gazetecilik ve sinema ile başlayan yazı yolculuğunu, edebiyat ve düşünce alanındaki çalışmalarıyla sürdürüyor. ŞUUR platformunun kurucusudur.

Yorumlar

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir