Tarihin büyük sırları, bazen onu yazanların niyetlerinden bağımsız olarak, eserlerinin satır aralarında kendini ele verir. Marksist bir dünya görüşüne sahip olan Kemal Tahir’in, Osmanlı’nın kuruluşunu anlattığı Devlet Ana romanı, ilk bakışta bir çelişki gibi durur. Yazar, Batı dışı bir toplumun kendine özgü üretim dinamikleriyle bir cihan devletini nasıl var ettiğini materyalist bir temelde izah etmeye çalışır. Ancak romanın derinliklerine inildiğinde, yazarın teorik çerçevesini aşan, onu çepeçevre kuşatan ve esere asıl ruhunu veren bir cevherle karşılaşılır: Tarihin hiçbir sosyo-ekonomik şemaya sığdırılamayacak olan o kadim ve demirden “Türk Ruhu”.
Devlet Ana, belki yazarının arzusu hilafına, çorak topraklardan bir cihan imparatorluğu filizlendiren o soylu karakterin, Nihal Atsız’ın eserlerinde “milli ruh” olarak bayraklaşan o sarsılmaz iradenin köklerine inen bir vesika haline gelir.
Liderin Vasıfları: Beylikten Devlet Adamlığına
Romanın merkezindeki Ertuğrul Bey ve onun davasını devralan Osman, Batılı feodal beylere veya şatolarda sefa süren kontlara benzemez. Onlar, binlerce yıllık bozkır devlet geleneğinin son temsilcileridir. Kemal Tahir, onların liderliğini kuru bir güçle değil, engin bir bilgelik, sabır ve en önemlisi, şaşmaz bir adalet duygusuyla tasvir eder. Bu liderler, gevşek ve entrikacı Bizans tekfurlarının aksine, sözlerinin eri, kararlarının arkasında duran, “Töre”nin canlı birer timsali olan şahsiyetlerdir. Atsız’ın “Tanrı-Kut” anlayışıyla yoğrulmuş lider tipinin tüm vasıfları, Tahir’in romanındaki Ertuğrul’da ve Osman’da, belki daha dünyevi bir dille, ama aynı özle mevcuttur. Onların liderliği, soydan gelen bir asalet ile tecrübeden gelen bir bilgeliğin eşsiz bir birleşimidir.
Devletin Mayası: Adalet ve Nizam (Töre)
Kemal Tahir, Osmanlı’nın kuruluşunu bir yağma ve talan hareketi olarak gören Batılı ve yerli tarih tezlerine karşı, onu bir “nizam” ve “adalet” projesi olarak sunar. İşte bu nokta, onun analizinin farkında olmadan Türk’ün devlet kurucu dehasına en büyük selamı durduğu yerdir. Romanda Kayıların yerleştiği topraklardaki Rum ve Ermeni ahali, Bizans tekfurlarının keyfi vergilerinden ve ahlaksız yönetimlerinden bıkmıştır. Osman’ın ve Ertuğrul’un getirdiği adalet, can ve mal güvenliği, bu topraklardaki gayrimüslim unsurlar için dahi bir kurtuluş olur.
Bu, basit bir hoşgörü değil, Türk Töre’sinin ve İslam adaletinin bir gereğidir. Atsız’ın eserlerinde vurguladığı “cihan hâkimiyeti mefkûresi”nin temeli de budur: Türk’ün kılıcı, yalnızca fethetmek için değil, fethettiği yere adaleti ve nizamı götürmek için kalkar. Devlet Ana, bu gerçeği, tarihi bir zorunluluk olarak ortaya koyar. Devlet, toprağı kılıçla alır ama onu adaletle tutar. Bu, Türk’ün devlet kuran ruhunun şaşmaz yasasıdır.
Alp’ın Ruhu: Çelik İrade
Roman, Kayı obasının Alplarını, yani o dönemin savaşçılarını, büyük bir gerçekçilikle çizer. Onlar, ne şöhret düşkünü şövalyeler ne de para için dövüşen lejyonerlerdir. Onlar, yurtları, obaları ve beyleri için ölüme vız gelen, yalın ve sert bir ahlaka sahip Bozkır erleridir. Hayatları basit, yürekleri cesur, sadakatleri sorgusuzdur. Bu Alp tipi, Atsız’ın romanlarında idealize ettiği “deli” ruhlu yiğitlerin ta kendisidir. Onların gücü, sadece pazılarında değil, davalarına olan sarsılmaz inançlarındadır. Kemal Tahir, onların bu sade ve korkusuz karakterini, çürümüş Bizans’ın paralı, disiplinsiz ve korkak askerleriyle kıyaslayarak Türk’ün askeri dehasının sadece talimle değil, karakterle ilgili olduğunu gösterir.
VELHASIL: Niyet ve Hakikat
Kemal Tahir, Devlet Ana‘yı yazarken, belki de “Asya Tipi Üretim Tarzı”nın bir örneği olarak, Batı’dan farklı, kendine özgü bir devletin doğuşunu tahlil etmeyi amaçlamıştır. Ancak ortaya çıkan eser, teoriyi aşan bir hakikati haykırmıştır: Devletler, sadece ekonomik şartlarla veya üretim ilişkileriyle kurulmaz. Büyük devletler ve cihan imparatorlukları, ancak ve ancak o devleti kuracak olan milletin ruhundaki sarsılmaz bir irade, soylu bir karakter, şaşmaz bir adalet duygusu ve ölüme meydan okuyan bir kahramanlık ruhuyla kurulabilir.
Devlet Ana, adıyla müsemma, bir anadır; ancak o, sadece toprak değil, aynı zamanda o toprağı vatan kılan, o topraktan bir devlet doğuran “Türk Ruhu”dur. Kemal Tahir’in kalemi, niyetinden bağımsız olarak, bu ruhun köklerine inmiş ve bir cihan imparatorluğunun harcının nasıl bir karakterle karıldığını gözler önüne sermiştir. Bu sebeple Devlet Ana, her okunuşunda, bizlere kim olduğumuzu ve o büyük devletin hangi ahlak ve irade üzerinde yükseldiğini hatırlatan bir milli hafıza anıtı olarak kalacaktır.



